» Gebelik Kadın Sağlık, Güzellik, Cilt Bakımı, Makyaj, Diyet, Güzellik, Kadınlar Kulübü, Moda, Kadın Portalı
09 September 2010,Thursday

Kadın Sağlık, Güzellik, Cilt Bakımı, Makyaj, Diyet, Güzellik, Kadınlar Kulübü, Moda, Kadın Portalı

‘Gebelik’Kategorisi için Arşiv

Hafta Hafta Gebelik

Yazan admin Tarih 12 Nisan 2009

Bebeğinizin hafta hafta ne kadar büyüdüğünü merak ediyor musunuz? İşte size bütün evreleri ile gebelik…

* 1. Hafta
      �
GEBELİĞİN İLK HAFTASI

Çoğu insan için şaşırtıcı olmakla birlikte gebeliğin başlangıcı olarak, gebe kalınan ilişkinin olduğu gün değil, bundan yaklaşık 14 gün öncesi yani son adet kanamasının ilk günü (SAT) kabul edilir. Bu durumda kanamanızın başladığı gün istatistiksel anlamda gebeliğiniz başlar. Bu şekilde hesaplandığında insanlarda gebelik 280 gün yani 40 hafta sürer. Ay hesabı yapmak karışıklığa neden olabileceğinden gebeliğinizi takip ederken hafta olarak ifade etmeyi öğrenmelisiniz.

28 günde bir adet gören kadın için yumurtlama zamanı kanamanın başlangıcından itibaren 14. gün civarıdır. Bu günler zararlı alışkanlıklardan vaz geçmek için en uygun dönemdir. Devamını oku »

Hamilelikte İlaç Kullanımı

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Hamilelikte ilaç kullanımı anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkiliyor… Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, doğuştan kalp hastalıklarının sadece yüzde 5lik kısmının nedeninin bilindiğini, hastalığın, çok faktörlü hastalıklar grubuna girdiğini söyledi.

Gereksiz ilaç kullanmayın!
Doğuştan kalp rahatsızlıklarında annenin hamilelik döneminde karşılaştığı sorunların da etkili olduğunu vurgulayan Ertuğ, gereksiz ilaç kullanımının anne karnındaki bebeğin kalp gelişimi üzerinde olumsuz etkileri bulunduğuna dikkat çekti.

Bu etkilerin oluşmasında epilepsi ilaçlarının başta geldiğini belirten Halil Ertuğ, gebelik kusmaları için kullanılan bazı ilaçların da doğuştan kalp hastalıklarının oluşmasında etkisinin olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

İlk üç ay önemli
Özellikle hamileliğin ilk üç ayının bebeğin kalp gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Ertuğ, bu ayda ilaç alımı, röntgen çekilmesi gibi çevresel etkilerin anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkilediğine işaret etti.

Annenin geçirdiği hastalıklar
Prof. Dr. Ertuğ, annenin geçirdiği bazı hastalıkların da anne karnındaki bebek üzerinde diğer vücut gelişimi bozukluklarıyla birlikte kalp yönünden anormalliklere yol açabildiğini belirtti.

Ertuğ, annenin döküntülü hastalık geçirmesinin bebekte doğuştan kalp hastalığı oluşmasında etkisinin olabileceğine dikkat çekti:

Kızamıkçığa gebelikte yakalanabilir
“Bunların arasında en iyi bildiğimiz annenin kızamıkçığa yakalanması. Kızamıkçık bir çocukluk hastalığı olmasına rağmen eğer anne çocukluk döneminde geçirmemişse, tesadüfen gebelikte de buna yakalanabilir.

Oldukça riskli bir hastalık. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında yakalanırsa, bebeğinde, yüzde 100e yakın oranda diğer organların gelişim bozukluğuyla birlikte kalp anomalisi ortaya çıkıyor.

Kalp rahatsızlığına neden olabilir
Kalpte akciğer damarıyla şah damarı arasında bağlantı olabiliyor. Akciğer damarının çıkışında koroner darlık dediğimiz kalp rahatsızlığı olabiliyor. Anne hastalığa gebeliğin ne kadar erken evresinde yakalanırsa risk artıyor.”

Sigara Bebekte Zayıf Doğum Nedeni

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Selçuk Üniversitesi nde SÜ yapılan bir araştırmada, hamilelik döneminde sigara içen annelerin bebeklerinin yüzde 23 ünün, normalden daha zayıf olarak dünyaya geldiği ortaya çıktı.

Prof. Dr. Selma Çivi, “araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın, her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik” dedi. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Çivi, insan vücuduna birçok zararı olduğu bilinen sigaranın, erkeklerin yanı sıra hamile kadınlar ve anne karnındaki bebekleri için de büyük zararları olabileceğini söyledi. Sigaranın, hamile kadınların çocukları üzerinde ne derece etki yaptığını ortaya çıkarmak için bir araştırma yaptıklarını ifade eden Çivi, söz konusu araştırmanın, SÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Kliniği ne gelen 600 hamile kadın ve bebekleri üzerinde gerçekleştirildiğini söyledi. Araştırmada, gönüllü hamile kadınlara sigara alışkanlıkları, sigara içme sıklıkları gibi konularda toplam 64 soru yönelttiklerini vurgulayan Çivi, şunları kaydetti:

“Doğumdan sonra, mülakat sonuçlarıyla, yeni doğan bebeklerin fiziksel özellikleri ve sağlık durumlarına ilişkin veriler karşılaştırıldı. Yaklaşık 6 ay süren çalışma sonrasında, hamile kadınların yüzde 7.3 ünün gebeliğin herhangi bir döneminde, yüzde 2.5 inin de gebelik süresince devamlı sigara içtiğini tespit ettik. Buyüzde 2.5 sigara içen grubun yüzde 81.8 inin de kocalarının, hamilelikdöneminde eşinin bulunduğu kapalı ortamda sigara içtiği ortaya çıktı. Buradan da görüleceği gibi hamile kadınlarda sigara içme oranları küçümsenmeyecek kadar yüksek. Ancak aynı araştırmamızda gebelikte bu sigara içme oranının eğitimle bir ilgisi olmadığını gördük.”

Çivi, anket uyguladıkları hastalardan aldıkları sonuçları yeni doğan çocuklarının tahlil ve test sonuçlarıyla karşılaştırdıklarını belirterek, bu karşılaştırma sonunda, sigaranın genel olarak insan sağlığına ve özellikle anne karnındaki çocuğa zararı açısından çok çarpıcı sonuçlara ulaştıklarını kaydetti.

SİGARA İÇEN ANNENİN ÇOCUĞU ZAYIF
Araştırma sonucunda hamilelik döneminde devamlı sigara içen yüzde 2.5 oranındaki kadınların çocuklarının, sigara içmeyen annelerin çocuklarına göre daha zayıf olarak dünyaya geldiğini belirlediklerini anlatan Çivi, şöyle devam etti:

“Devamlı sigara içen annelerin yüzde 4.5 inin çocuklarının ölü doğduğunu, içmeyenlerin ise 2.7 sinin ölü doğduğunu tespit ettik. Bu sigaranın anne karnındaki çocuğa zararının açık bir kanıtıdır. Yine, hamilelik boyunca sigara içen annelerin yüzde 23 ünün çocuklarının, normal olarak kabul edilen 2.5 kilogramın altında doğduğunu belirledik. Sigara içen kadınların çocukları ortalama 2.899 kilogram, içmeyenlerin çocukları ise ortalama 3.029 kilogram doğdu. Yani araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik. Bu sonuçlar, sigaranın daha anne karnındaki çocuk üzerindeki zararının en açık ve çarpıcı bir göstergesidir.”

Kısırlığa Mucize Çözüm

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Domates suyunda bol miktarda bulunan likopen adlı madde kısırlığı önler ve Prostat kanseri olma riskini azaltır…

Domates suyunda bol miktarda bulunan likopen adlı madde kısırlığı önler ve Prostat kanseri olma riskini azaltır.

Domates içerdiği C ve E vitaminleri, potasyum ve diğer mineralleri ile, insan sağlığı için oldukça yararlı bir sebzedir.

Domates suyunda bol miktarda bulunan likopen adlı madde kısır erkeklerde sperm yoğunluğunu ve hareketliliğini arttırarak kısırlığı önler ve Prostat kanserine yakalanma riskini azaltır.

Bir C vitamini olan domateste bulunan likopen grip virüsüne karşı bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu grip ve nezleden korur.

Aynı zamanda domates suyunda bol miktarda bulunan likopen vücudu kalp hastalıklarına karşı koruyan bir maddedir.

Hazmı kolaylaştırıcı ve vücudun su tutmasını önleyici özelliğe sahiptir. Kan basıncının düşürülmesinde etkilidir.

Bir bardak domates suyuna bir adet çiğ yumurta kırın, Cystein adlı bir tür protein içeren bu karışım vücuttaki zehirli maddelerin bir an önce dışarı atılmasını sağlar.

Dr.Hüseyin Nazlıkul

Akraba Evlilikleri

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Eldeki bülbülden bendeki karga iyidir. Elin yoğurduğundan benim ayranım iyidir. Elin iyisinden köyün köpeği iyidir. Huyunu bildiğinin bir huyu var bilmediğinin…

Ülkemizde akraba evliliklerinin görülme sıklığı nedir? Akraba evlilikleri hangi bölgelerde daha yaygındır?

Ülkemizde akraba evlilikleri çok sık olarak gerçekleştirilmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalar, bu oranın 20-25 arasında olduğunu göstermektedir. Yani her 4 veya 5 evlilikten biri akrabalar arasında yapılmaktadır. Bu evlilikler, daha çok birtakım hastalıkların ortaya çıkması bakımından bizim biyolojik olarak riskli gördüğümüz gruba giren kardeş çocukları ve kardeş torunları arasında yapılmaktadır. Daha az yani 10-15 kadarlık bölümü ise daha uzak akrabalar arasında yapılmaktadır ki bu evliliklerin hastalıkların ortaya çıkması bakımından riskleri daha düşüktür. Fakat şu bir gerçektir ki, ülkemizde riskli evlilikler sık olarak yapılmakta ve bu sıklık yaşadığımız coğrafyadaki sıklığa da paralellik göstermektedir. Çünkü, coğrafi olarak akraba evliliklerinin en sık yapıldığı bölgeler arasında bulunmaktayız. Ortadoğu ülkeleri, Afrikanın kuzeyi, Pakistan, Hindistan, İran, Irak, Suriye gibi ülkeler akraba evliliklerin en sık yapıldığı ülkelerdir.

Akraba evliliklerini özel olarak bölgelerimiz bazında ele alınırsa, bazı bölgelerde bu evliliklerin çok daha sık yapıldığı görülmektedir. Bu bölgeler içinde birinci sırada 40 lara varan oranda akraba evlilikleriyle GüneydoğuAnadolu Bölgesi gelmektedir. Karadeniz Bölgesi, Akdeniz Bölgesi yine sık olarak akraba evliliğinin yapıldığı bölgeler olmakla beraber, bu bölgeleri İç Anadolu Bölgesi takip etmektedir. En az sıklıkta ise batıda Trakya Bölgesinde akraba evlilikleri görülmektedir.

Bu konuda önemli bir bilgiye daha değinmek gerekirse; Haccettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü nün nüfus ve sağlık çalışmaları vardır.O çalışmalara göre akraba evliliklerinin oranı 1968 de 30 civarında saptanmıştır. Zaman içinde akraba evliliklerini azaltan nedenlerle ve Türkiye nin sosyoekonomik gelişmesine paralel olarak akraba evliliği 20 lere kadar düşmüştür. 1983 te bu oran 20 iken, daha sonra ilginç bir durum ortaya çıkmıştır; çünkü Nüfus Etüdlerinin 1988,1993 ve 1998 yıllarında yaptığı çalışmalarda görülmüştür ki, akraba evlilikleri oranı muntazam bir artış göstermektedir. Önce 21, sonra 23, en son 1998 yılında yapılan çalışmada ise oran 25, e kadar yükselmiştir. Bu oranların tekrar yükselişe geçmesinin nedenleri araştırılmaktadır. Fakat öncelikle kapalı bir toplum şeklinde yaşamanın getirdiği bir özellik olarak düşünülebilir. Akraba evliliğini göçler artırıyor olabilir; aileler dışarıya açılmaktan ve tanımadıkları kişilerle çocuklarını evlendirmekten çekindikleri için sıklık tırmanıyor olabilir.

Akraba evlilikleri için ekonomik nedenler hep düşünülür fakat kültürel nedenlerin çok daha önde olduğu söylenebilir. Malın parçalanmaması, bölünmemesi bir neden olabilir, ama çok önde gelen faktörlerden biri değildir. Ayrıca kadın eğitimsizse, meslek sahibi değil ise ve statüsü iyi değilse, kırsal alanda yaşıyorsa, evliliği aile organize ediyorsa akraba evliliği yapma ihtimali yükselmektedir. Yapılan çalışmalarda enterasan bir bulguya rastlanmıştır; erkek eğitildiği zaman akraba evliliği yapma ihtimali çok azalmaz, eğitimi bitip döndüğü zaman tekrar köyündeki veya memleketindeki akrabalarından birinin kızıyla evlenebilir. Buna karşın kız çocuğu eğitildiği, ortaokul ve üstünde eğitim gördüğü zaman kızın akraba evliliği yapma ihtimali 3-4 lere düşmektedir. Kadın statüsü ve eğitimi yükselince o kültürel baskıyı kırma şansı olmaktadır. Ayrıca toplumumuzda akraba evliliğini destekleyen akraba evliliği ile ilgili çok ilginç özdeyişler vardır:

Eldeki bülbülden bendeki karga iyidir. Elin yoğurduğundan benim ayranım iyidir. Elin iyisinden köyün köpeği iyidir. Huyunu bildiğinin bir huyu var bilmediğinin bin huyu var. Gibi çeşitli özdeyişle bulunmaktadır. Bu konuda söylenmiş teşvik edici türküler de vardır. Bahçelerde kelebek, dalları benek benek, amcaoğlu dururken, eloğlu neme gerek.

Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kızlar için amcaoğlu evlilikleri ilk akla gelen ilk yapılması gereken evlilikler arasında yer almaktadır. Urfa ve civarında bir kızın amcaoğlu ben onunla evlenmeyeceğim dediği zaman başka birisiyle evlenme hakkı doğmaktadır. Bütün bunlar olayın kültürel boyutunun önemini göstermektedir.

Akraba evliliklerinin toplum sağlığı açısından önemi nedir, bu tip evliliklerden dünyaya gelen çocuklarda en sık görülen hastalıklar hangileridir?

Akraba evlilikleri daha çok tıbbı nedenlerle gündeme gelmekte ve doktorlar arasında konuşulmaktadır; çünkü akraba evliliğinin sonucunda ortaya çıkan hastalıkları doktorlar görmektedir. Aslında akraba evliliği sosyal ve kültürel bir olaydır. Akraba evliliği bir grup kalıtsal hastalığın ortaya çıkma ihtimalini arttırmaktadır. Otozomal resesif kalıtımla geçen hastalıklar dediğimiz anne ve babanın her ikisinin de bir hastalığın genini taşıdığı, ama tek doz taşıdıkları için kendilerinin hasta olmadığı bir grup hastalık vardır. Bu hastalıklarda çocuklar her iki ebeveynden o bozuk,mutasyona uğramış geni aldıkları için hastalık ortaya çıkar. Vücudumuzda her gen iki dozla temsil edilir. Bunlardan birini annemizden birini babamızdan alırız. Bu tip kalıtımda genlerden bir tanesi bozuk olduğu zaman problem ortaya çıkmaz, çünkü diğeri bunu telafi eder. Ama ikisi birden bozuk olunca hastalık ortaya çıkmaktadır. Akraba evlilikleri bu tip hastalıkların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu hastalıklar isim olarak sayılabilecek kadar az değildir, çünkü değişik sistemleri ilgilendiren çok çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir. Bu evliliklerin sonucu doğan çocuklarda göz hastalığı, cilt hastalığı, kan hastalığı, sinir sistemi hastalıkları gibi her organımızla ilgili hastalıklar görülmektedir. Akraba evliliğinin her sistemle ilgili hastalık yaptığını belirtmiştik. Mesela; ülkemizde sık görülen kistik fibrozis dediğimiz, tekrarlayan ishallerle ve tekrarlayan zatürre ataklarıyla giden ilk bakışta akraba evliliği gibi düşünülmeyen bir hastalık vardır. Bu hastalık akraba evliliğinden ileri gelir ve teşhisi de zordur. Eğer çocukların ölüm nedenini teşhis edememişseniz, bu çocukların ishalden ya da zatürreden öldükleri sanılabilir. Halbuki çocuklar iyi incelenebilirse bu hastalığın akraba evliliğinden dolayı olduğu anlaşılır.

Akraba evliliklerinden ileri gelen hastalıkların teşhisleri çok zordur. Önemli bilgi birikimine ve labaratuvar imkanlarına ihtiyaç gösterir. Bu nedenle her yerde teşhis edilemez, teşhis edilemeyince de bilinmeyen nedenlerle olmuş çocuk ölümleri olarak değerlendirilir. Genel olarak söylemek gerekirse, akraba evlilikleri özellikle nadir görülen hstalıkların ortaya çıkma ihtimalini arttırırlar ve bu tip hastalıkların ülkemizde dünyanın birçok yerinden daha sık olduğunu görmekteyiz.

Akraba evliliği yapılmadan önce ya da akraba evliliği yapanlar hamile kalmadan önce bu evlilikle ilgili riskleri belirleyebilirler mi?

Maalesef bu risk ailede bir hastalık ortaya çıkıp, kesin tanısı konuluncaya kadar bilinemiyor. Yani ailede bu şekilde kalıtılan bir hastalık yoksa, hangi akraba evliliği risklidir, hangisi değildir bilmek mümkün değil.

Ailede bir defa böyle bir hastalık ortaya çıkarsa ve bu hastalık teşhis edilirse hem doktorların hemde ailenin işi kolaylaşmaktadır. Daha sonra ailede riskli kişiler kimlerdir, kimlerin akraba evliliği yapmaması lazım, hatta diyelim ki akraba evliliği yaptılar günümüzde onların çocuklarının hasta olma ihtimalini anne karnındayken bilme olasılığı vardır. Bu hastalıkları bilebiliriz, fakat bunun için ailede bir hastalığın olması ve bu hastalığa kesin tanı konulması şarttır.

Bu nedenle şöyle bir mesaj vermek gerekir; ailedeki problemlerin özellikle çocuk ölümlerinin ve çocuk hastalıklarının mutlaka her türlü imkan kullanılarak sonuna kadar araştırılması gerekir. Bazı çok basit tetkiklerle anlaşılması mümkün olmayabilen bu hastalıklar eğer bu konuda deneyimli özel merkezlerde incelenirse tanımlanabilir ve altta yatan nedenin akraba evliliği olduğu anlaşılabilir. Hastalıklar tekrarlıyorsa, kardeşler arasında ve / veya yakın akrabalar arasında birkaç çocuk benzer şikayetlerle kaybedilmişse, ortaya çıkan hastalıkların mutlaka incelenmesi hatta bu çocukların kanlarının veya doku örneklerinin alınıp, saklanarak ileride gerektiği zaman incelenmesi ve otopsiye varıncaya kadar çok ileri tetkikler yapılması gerekir. Bu şekilde ailede eğer hastalık teşhis edilirse, daha sonraki problemlerin üstesinden gelmek mümkün olabilir. Ama bu hastalıklar teşhis edilmeden kaldığı zaman tekrarlama riski çok yüksektir, o nedenle tekrar tekrar benzer şikayetlerle karşılaşması ihtimali vardır. Bazen klinik teşhis de yeterli olmayabilir, yani klinik olarak incelediğiniz zaman hastalığa bir teşhis koyar ve şu hastalık dersiniz, ama ailede ondan sonra doğacak çocukların hastalıklarının önlenebilmesi, anne karnındayken teşhislerinin konulabilmesi için klinik teşhis yetmeyebilir. Gendeki problemin gösterilmesi yani moleküler tanı gerekir.

Bütün bu tetkiklerin de annenin veya riskli kişinin tekrar hamile kalmasından önce yapılıp sonuçlarının alınması gerekir. Çünkü, bunlar zaman alan tetkikler olduğu için, hamile anneden sonuçların alınmasına kadar geçen sürede hamilelik çok büyümüş olacağından müdahale imkanı ortadan kalkar.

Akraba evliliğiden doğan tüm çocuklar sakat mı olacaktır, sağlam ya da taşıyıcı olma olasılıkları nelerdir? Risk hepsi için eşit midir?

Akraba evliliklerinden doğan bütün çocuklar hasta olmaz, hatta riskli evliliklerde bile bütün çocuklar hasta olmaz. Riskli akrabaların evliliğinden doğan çocukların hasta olma ihtimali 25 tir veya ¼ dir. Bu durumu örneklerle ifade etmeye çalışırsak mesela; bir insanın çocuğunun kız veya erkek olma ihtimali 50 dir,ama arka arkaya insanların 3 kızı veya 4 oğlu olabilir yani dünyaya gelen çocukların cinsiyeti bir kız bir oğlan sıralamasıyla gitmez. 25 hasta olma ihtimalini de açıklamaya çalışırsak, bir kadının 100 çocuk doğurma ihtimali olsaydı bu çocuklardan 25 i hasta olarak dünyaya gelecekti. İnsanlar 2-3 veya en çok 4 çocuk yapıyorlar. Bu çocuklardan her birinin riski aynıdır, yani ¼ tür. Bu tamamen bir ihtimaldir, bir piyangodur. Diğer ihtimaller çocukların taşıyıcı olması, yani kendilerinin sağlıklı olup bu özelliği çocuklarına geçirmesi ve taşıyıcı bile olmaması, yani bu hastalık ihtimalinin daha sonraki nesiller için ortadan kalkmasıdır. Böyle bir evlilikte çocukların 25 i hasta, 50 si taşıyıcı, 25 i de tamamen sağlıklı olur.yani çocukların hasta olma ihtimali ¼ , sağlıklı olma ihtimali ¾ tür.

Eğer ailede bir hastalık yoksa, hangi akraba evliliğinden hasta çocuk doğacak ve doğması ihtimali var ve o ihtimal bu hamilelik için nedirbilinemediği için, genel olarak diyoruz ki akraba evliliği yapılmasın. Akraba evliliği yapılmayarak bir takım hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek mümkündür.

Akraba evliliği dolayısıyla ortaya çıkan hastalıkların tedavisi mümkün müdür?

Bu hastalıklar genelde çok ciddi, çok ağır bozukluklarla giden ve tedavileri de çoğunlukla mümkün olmayan rahatsızlıklardır. Teşhis edilse bile tedavileri çok zordur, ancak düzeltebileceğiniz bulguları düzeltmeye çalışırsınız, kesin tedavileri yoktur. kesin tedavisi olan birkaç hastalığın ise tedavisi çok pahalı olup ömür boyu sürmektedir. Ayrıca tedavi maliyetleri de çok yüksektir.

O nedenle bu hastalık grubu gerek teşhis, gerek tedavi bakımından çok zordur ve büyük oranda ölümle veya ciddi problemlerle sonuçlanmaktadır. Akraba evlilikleri bu nedenle bebek ölümlerini arttırmaktadır. Türkiye yüksek oranda bebek ölümlerine sahip bir ülkedir ve bunun nedenlerinden biri de çok sık yapılan akraba evlilikleridir. Nedeni bilinmeden ölen pek çok çocuğun ölüm nedeninin altında akraba evlilikleri dolayısıyla ortaya çıkan bu hastalıklar vardır.

Türkiye de doğurganlık da yüksektir. Yüksek bebek ölümleri yüksek doğurganlığın altında yatan nedenlerden biridir. Çünkü doğuracağı çocukların büyük ihtimalle öleceğini bilen aile daha çok çocuk doğurarak ailenin devamını garantiye almaktadır. Yani akraba evlilikleri hem bazı hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini arttırmaktadır, hem sebebi bilinmeyen çocuk ölümlerinin artması dolayısıyla ülkedeki yüksek bebek ölümlerinin hem de bu nedenle yüksek doğurganlığın altında yatan nedenlerden birisidir. Görülüyor ki bu üç tıbbi nedenle de akraba evliliği sakıncalıdır.

Akraba evliliğini toplumdan silemiyorsak ne gibi önlemler alabiliriz? Bu tip evlilikler için yasal engeller var mı veya ne tür yasal zorunluluklar getirilebilir?

Kardeş torunlarının ötesindeki akraba evlilikleri tıbbi bakımdan daha zararsız evliliklerdir. Çünkü bu kişiler biyolojik riskin azaldığı grup olarak kabul edilebilir. Akrabalığın getirdiği zarar bu gruplarda çok minimale inebilmektedir. Ayrıca ailedeki hastalıkların teşhisi için her türlü imkan sarfedilmeli, o imkan kullanıldıktan sonra bu hastalık teşhis edilirse riskli kişiler doğum öncesinde tanı imkanlarını kullanmalıdırlar.

Akraba evliliği için herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır, yasal engel olması da doğru değildir. Çünkü bu evlilikelr yasaklanırsa, yasal olmayan evlilikler artış gösterebilir. Akraba evliliği yapan insanlar bunu yasal olduğu ya da olmadığı için değil o kültürden dolayı, çevre nedenleri, sosyal nedenler veya dini nedenlerle vs. yapmaktadırlar. O nedenle bu evlilikleri yasak koyarak engellemek mümkün değildir, insanların bu işin bilincinde olarak akraba evliliklerinden vazgeçmeleri gerekir.

Akraba evliliklerinin önlenmesinde duyarlılığın arttırılması için neler yapılabilir? İnsanlar nasıl bilinçlendirilebilir?

Yazılı veya görsel basın yoluyla insanları bilgilendirerek duyarlılık arttırılabilir. İlkokullardan itibaren eğitim programlarının içine bu ve benzer konuları işleyen sağlık bilimleri dersleri konulabilir. Kız çocukların eğitiminin arttırılmasının çok önemli olduğunun ve pek çok gösterge gibi akraba evliliği üzerinde çok önemli olumlu etkileri olacağını vurgulamak istiyorum.

Op.Dr.Özgür Leylek

Suda Doğum

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Normal doğum ve suda doğumun avantaj ve dezavantajlarını karşılaştıran bir kaç çalışmada, yarar ya da komplikasyonlar yönünden her iki doğum şeklinin birbirine karşı üstünlüğünün olmadığı…

Son dönemlerde, ülkemizde de oldukça sık sorulmaya başlanan bu alternatif doğum şekli, planlı olarak ilk kez 1960 larda Rusya da denenmeye başlanmış ve bunu 1975 lerde Fransa takip etmiştir. Günümüzde, Rusya, İngiltere, Fransa ve Amerika nın belirli kesimlerinde, bu konuda çalışmaları olan ve teçhizatlı, sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.

Suda doğum yaptıran ve tercih edilmesini savunan kişilerin savı; ılık suyun, sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğudur.

Normal doğum ve suda doğumun avantaj ve dezavantajlarını karşılaştıran bir kaç çalışmada, yarar ya da komplikasyonlar yönünden her iki doğum şeklinin birbirine karşı üstünlüğünün olmadığı gösterilmiştir.

Ayrıca, bu tip alternatif doğum şeklinin, bu konuda uzmanlaşmış bir ekip yanında, doğumun gerçekleştirilebileceği çok özel bir havuz/küvet sistemi ve ek teçhizatların bulunmasını gerektirdiği bilinmektedir.

Diğer yandan, bu tip bir doğum sırasında meydana gelebilecek ve anne ya da bebek hayatını tehlikeye sokan herhangi bir komplikasyon olması halinde ülkemiz sağlık mevzuatında yer almadığından, cezai ve vicdani sorumluluğun ne olacağı açık değildir.

Sonuç olarak; suda doğum, bu gün için, normal doğuma karşı hiç bir ek avantajı olmadığı düşünülen, ve henüz üzerinde yeterli sayıda tıbbi çalışma bulunmayan, sadece alternatif bir doğum şekli olmaktan öteye gidememiştir.